3-4 Temmuz Karagöl Kampı – 1. Bölüm

Bir kaç hafta önce, işe giderken motor hararet yapmıştı, "termostatta sorun vardır belki, sadece gösterge hatalıdır" deyip pek üstüne gitmemiştim. Akşam Kirpi'de toplantıya gelirken yine hararet yapınca Andaç'la falan bakmıştık, suyu kalmamıştı.

Epeyce aramıştık ama radyatör kapağını bulamayıp alttaki, üzerinde "Coolant" yazan plastik bölmeden saf su – antifriz karışımı eklemiştik. O günü kurtarmıştık neticede, sonra motor bakıma girmişti zaten, ondan sonra da sorun olmamıştı. Bu arada, motor bakımdayken radyatör kapağının nerede olduğunu da öğrendim, burnumuzun dibindeymiş meğer. Hatta Sinan'ın motorunun radyatörününki ile aynı yerdeymiş aslında da niyeyse o akşam görememişiz.

Neden anlatıyorum bunu peki? 2 Temmuz günü işe yine motorla gidiyordum, yine hararet yaptı alet. İlk benzinliğe yanaştım, motor soğurken benzinliğe alyan sordum, yokmuş. Motor biraz kendine geldikten sonra binip hırdavatçı aramaya başladım. Altınova'da buldum, alyan seti aldım. 4 numara alyan yetiyormuş aslında, onu da çantaya attım yine benzer bir şey olursa diye. Neyse efendim, 1 litreden biraz daha fazla su ekledim, kapağı kapattım, tam yola çıkacağım, yere su damladığını gördüm. Fazla suyu atıyordur belki diye düşündüm, işe kadar devam ettim. İşte, motoru parkedince radyatörden, şırıngadan fışkırır gibi su fışkırdığını gördüm. Meğer radyatörü delmişim.

Akşam, işten sonra Metin Usta'ya gittim direk. Şansıma hemen aldı motoru. Radyatörü sökmeye hazırlanırken şasedeki benzin lekesini farketti. Depoda delik olabileceğinden şüphelendi, onu da söktü. Normalde, hemen arkada bir kaynakçı varmış bu işi halledebilecek ama gittiğimizde kapalıydı dükkan. Metin Usta da aldı depoyla radyatörü, Şaşmaz'a gitti.

Geri gelmesi uzun sürdü baya, 9'a geliyordu saat, gittiği adam bekletmiş uzun bir süre. Neyse, gelir gelme taktı, kalmadı sorun ama hem o hem ben iyice gecikmiş olduk. Onlar sabah erkenden EMOK festivaline gideceklerdi normalde, ben de kamptan önce katılacağım piknik için hazırlık yapacaktım. Nargileyi de götüresim vardı mesela ama taze tütünüm yoktu, tütünü normalde Kızılay'da, Bahriyn'den alıyordum ama orası da çoktan kapanmıştı muhtemelen.

Metin Usta'dayken lafı geçti, Batıkent'teki Gimsa'da çok ucuza kafa lambası varmış deyü. Onu bari alayım diyerek Batıkent'e gittim lakin bulamadım kafa lambasını. Bagaj lastiği de almam gerekiyordu ama o da sadece şu uyduruklardan vardı.

KC Göksu'ya yetişeyim bari dedim. Migros kapanmıştı, böreklik malzeme alamadım ama Tekzen açıktı, orada da bagaj lastiği ve kafa lambası bulamayınca elim boş kalmış oldu. En azından çantam hazır sayılırdı, İzmir'den geldikten sonra boşaltmamıştım, çadır, uyku tulumu falan hepsi hazırdı yani. Gerçi küflenmiş olabileceklerinden korkuyordum ama hayırlısı kısmetti artık.

Farklı olarak gitarı da götürecektim bak pikniğe, bahaneyle kampa da götürmüş olacaktım yani de daha önce motora yüklememiştim hiç aleti. Fazladan bagaj lastiklerini ondan alacaktım zaten. Elimdeki malzemelerle güzelce bağlayabildim gerçi ama yine de bir gittiğimde alacağım lastik, ne olur ne olmaz.

Piknik güzel oldu, arabayla gelen çok olunca malzeme taşıma sıkıntısı olmadı, zengin sofralar kurduk neticede. Bir de patlıcan salatası yapmışım ki, hey yavrum hey. Bir sonraki kampa getireceğim malzemeleri, parmaklarınızı yedireceğim 😛

Arada Derya Abi'lerle haberleştik. Meğer, o planladıkları gölete gidememişler, Karagöl'e çevirmişler rotayı. Tam ben hazırlarken de aradılar, sinek kaynıyormuş kampı kurdukları yer, sinek kovar bir şeyler getirmemi söylediler.

Hazırlandım, bizimkilerle beraber inmeye başladım Soğuk Su'dan. Arkadaşlardan birisi epeyce yakınlaştı bir ara, ben de inişe göre iyi bir hızla gidiyordum. Bir ara karşıma bir araba çıktı, farları gözlerimi kamaştırdı. Yanından geçtim, tam gaza asılıyordum ki meğer yol sağa kıvrılıyormuş, bir anda frenledim. Yolda hafif eğimli olunca arkayı kaydırdım. Arkadaki arkadaşlardan artislik yaptığımı düşünenler olmuş. Neticede düşmedim, öyle.

Kızılcahamam'dan Off ve benzin aldıktan sonra dağ yollarına doğru yöneldim. Esas yolu bulmam biraz zor oldu. Yanlış bir köye falan girdim ama yolu tutturduktan sonrası kolaydı. He kolaydı, tabi. Valla, takriben 30000 kilometrelik yol tecrübemde geçtiğim en heyecanlı yollardan birisi oldu. Silifke-Alanya yolu ile yarışır diyebilirim, o kadar virajlı. Fazladan yolun sağı solu mıcırlı, bazı yerlerde çakıl havuzları ve çukurlar da var. Gündüz gitmesi bile mesele olan bir yol yani, ben bir de gece karanlığında girdim bu yola. Kısa bir süre sonra hiç ışık kalmadı zaten, farın ışığıyla gittim neredeyse tüm yolu. Bir de kenarda tuhaf bir bitki vardı, üstü sarı çiçekli, bir metreye kadar uzunları da olan, ellerini kaldırmış duran birisi gibi bir bitki. Mübarek, nasıl bir şeyse ışık vurunca bembeyaz parlıyordu. Zaten yoldan tırsmışım hafiften, bir de virajı döner dönmez bunlar karşıma çıkınca iyice bir yusufladım. Valla, sıkışmaya da başlamıştım ama korkudan durup işeyemedim, o derece 🙂

Üç beş köy geçtim, terkedilmiş gibiydi hepsi, saat 10'u geçmişti, millet de yatmış herhalde. Hani, uzaktan köyü farkedince seviniyordum bir iki insan görürüm belki diye de yaklaşınca daha beter korkutuyordu.

Epeyce gittikten sonra köyün birinde yanlış yola sapmışım. Köye dönmeden sola dönmem gerekirken köye girdim ben, oradaki yolu takip edeyim dedim, yokuş aşağı, daracık bir yerde bitti yol. Motoru geri çıkarmam lazımdı da geri geri gitmem mümkün değil, mecbur manevra yapacaktım, 10-15 santim ileri geri yapa yapa yönünü çevirebildim. O girişteki sapağa gelmeden önce evin birinin balkonunun ışığı yandı. Baktım, yaşlıca bir teyze var. Motoru durdurup seslendim "Çubuk ne tarafta" diye. O kaçırdığım sapağı söyledi. Teşekkür edip devam edecekken sağ bacağım yanmaya başladı, egsoza yapıştırmışım meğer. Ayaklığı açıp inecektim, açtım ayaklığı, tam açamamışım meğer, motoru bırakır bırakmaz sola devrildi. Motor kaldırma tekniğini kullanarak kaldıracaktım da çanta falan olunca beceremedim, silkme tekniğine geçtim ben de, iki hamlede kaldırdım. Yer bayağı yumuşak mıcırlıydı, koruma demiri falan kapanmadı yani. Bu arada bacağıma ve pantolona da bir şey olmamış, pantolon sıcağa dayanıklıymış yani 🙂

Oraya kadar olan yolun bir tarafı uçurumdu (ben ufak bir şarampol sanıyordum da bildiğim uçurummuş, ertesi gün gördüm), oradan sonra ise orman yolu başladı. Burada da bir ara, virajın birinde karşıdan gelen bir aracın ışıklarını farkettim, selektör yapmaya başladım, ne olur ne olmaz diyerek iyice sağa yanaştım, iyi ki yanaşmışım, araba hiç farketmedi bile herhalde beni, dibimden döndü pezevenk.

Ha bak, aklıma gelmişken yeni projemden bahsedeyim: "Mıknatıslı küfür kartları". Ufak, kartvizit boyutunda kartlar hazırlayayım diyorum, üzerinde "Adam gibi sür lan" tadında, duruma göre daha ağır şeyler yazsın. Böyle hayvanlar denk gelince direk çıkarıp fırlatayım arabasına, yapışsın, farkedince okusun. Nasıl fikir 🙂

Neyse, yolla beraber sola kıvrıldım bir yerde ama baktım sağa da bir yol gidiyor gibi. İçgüdülerim o yolun doğru yol olduğunu söyledi (iphone'a artık içgüdülerim diyorum 😛 ), geri dönüp baktım, tabela varmış zaten de farketmemişim. O yola devam ettim, nitekim çok kısa bir süre sonra da "Karagöl Mesire Yeri" yazısını gördüm yolun solunda. Yazının oradan bir yol gidiyordu, girişte de ufak bir kulübe vardı. Kampçıları arayıp sordum, kulübenin oradan girmemi, biraz sonra bir karavan göreceğimi, karavanı da geçince kamp ateşini göreceğimi söylediler. Ben de sola dönüp o yola girdim. Kötü bir yoldu ama endurocularla takılmaktan normal karşıladım, o yolu takip ettim bir süre de yol gittikçe kötüleşti. "Lan" dedim, "bu Karagöl denen yerde tesis mesis falan var diyorlardı, öyle tesisli yerde böyle yolun ne işi var" dedim ama devam ettim yine de. Biraz sonra kenarda bir buldozer vardı, onu da geçince yola dikkat ettim, dozerin izinden başka iz yoktu. Bir de iyice kötüleşmişti yol. Haydi, dedim, diğerleri neyse de Sinem Abla mümkün değil gidemez buradan 😛 Öyle demedim de Sinem Abla'nın kendisi öyle diyebileceğimi söyledi sonradan. Neyse, en son dayanamadım, bizimkileri bir arayayım dedim. Meğer yanlış gelmişim, geri dönmemi, Davut Abi'nin beni alacağını söylediler. Geri dönmem de zor oldu, yol öyle böyle değildi çünkü 🙂

Sözde değil özde enduroculara tavsiye ederim 🙂

Geri indim, Davut Abi bekliyordu, beraber gittik kamp yerine. Meğer sapmayacakmışım oradan, düz devam edecekmişim. Nereye saptığımı sordu Süleyman Abi, söyledim, orada yol olmadığını söyledi 🙂

Yalnız, süper bir karşılama oldu kamp yerinde. Kavurma ayırmışlar bana bir kere, daldım hemen. Bugüne kadar yediğim, en güzel kavurmaydı. Valla, damağımda kaldı tadı. Ateşi yakmışlardı, çay hazırdı, hey yavrum, kampa değil otele gelmiştim sanki 🙂

Çayın üstüne biraz gitar çaldım, milletin uykusunu getirdim, yattılar birer birer. En son tek başıma kaldım ateşin başında. Çay, pipo, Derya Abi'nin süpersonik kamp kanepesi, süper oldu ateşin başında.

Ateşi beslemedim, o sönerken ben de ortalığı son bir kez toparlayıp yattım.

Hava çok soğuk değildi bu arada, hiç soğuk sayılmazdı hatta, rahat bir uyku oldu neticede.

Sabah, Davut Abi uyandırdı hepimizi tek tek. Meğer kalkmışlar, çayı kahvaltıyı hazırlamışlar bile. Otellerde yok be hacı bu konfor 🙂 Kalktık, kahvaltımızı yaptık, üzerine de mayıştık bir güzel

Derya Abi yatarken diğerleri şöyle bir turlamaya karar verdi. Turlamadan önce Sinem Abla, enerji versin diye şifa niyetine pril içirdi birer bardak 😛

Ben de peşlerinden gittim kamp yerini Derya Abi'ye bırakarak. Onun görev bilincine inancımız tam olduğundan gözümüz arkada kalmadı. Bakın, nasıl da pür dikkat ortalığı kolaçan ediyor

Göle vardığımızda olta sallayan bir amca gördük, yanına yanaştı Davut Abi. Adamdan gölde sazan olduğunu öğrenince Davut Abi'nin kafasında bir düşünce belirdi sanki, bakın sanki nasıl da beliriyor

Aslında kahvaltının akabinde hemen toparlanıp en başta planlanan gölete gideriz diye konuşuyorduk. Burada balık olduğunu da duyunca oraya gitmek için çok da sebep kalmamıştı. Bir de, karavanla gelmiş olan bir çift vardı, onlarla da konuştuk, meğer o göletin orada festival gibi bir şey varmış o gün, gitsek feci olacakmış yani.

Bu arada bak unutmadan, bizimkiler akşam gitmiş bu kamp yerine, iki görevli varmış, niye geldiklerini sormuşlar bizimkilere, kamp için olduğunu söyleyince ateş yakıp yakmayacaklarını sormuşlar, yakacaklarını duyunca biri hemen telefona sarılmış. Meğer daha önce oraya kampa gelenler, oduncuların kestiği hazır kütükleri falan yakmışlar ellaham, bunlar da jandarmaya haber veriyorlarmış. Uğraşacağımıza adam gibi gidelim Karagöl'e demiş bizimkiler de.

Karagöl etrafında dolanmamıza devam ettik

Fazla pril içmekten çarpılan Sinem Abla da yetişti arkadan

Tesis mesis demiştim ya meğer kapanmış orası. Ziyan olmuş güzelim yer

Dönüşte benim motorun süpersonik bir iki pozunu çekmeyi ihmal etmedim

Hamağı kurdum sonra, tam yatacaktım, Derya Abi toparlansam iyi olacağını söyledi. Murat Abi'ler gelince hemen gitme ihtimalimiz olduğu için öylesi daha rahat olacaktır dedi de yukarıda festival olduğu için muhtemelen Karagöl'de kalacağımızı unutmuşum. Fena da olmadı, bahaneyle erkenden toparlanmış oldum.

Toparlandıktan sonra kendi kendime "şimdi hamağı hakettim" demiştim ki Süleyman Abi kapmış bile hamağı

Az sonra benim de sıram geldi, uzandım, mis…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir